« Önceki | Sonraki »

9/6/2008

Ahura

 

Geceden gel/din düş(üşü)me ahura.
Geceden düş/tün saçlarıma…
Parmak uçlarıma değen ölüm soğukluğuyla…
Kaç gece öldüm bir bilsen.
Kaç gece yağmura leke sürdüm ölümbaz oyunlarla…
Ah ahura ah yaralı yüreğimin kanayan yarası...
Bir kıvılcım ateşinde sana tutsaklığımı haykırmak istiyorum..
Hadi! Acıma tuz bas...
Avazım çıkınca haykırayım adını nağme nağme.
Bir dengbejin nakaratında s/aklıyayım seni...

Ah ahura seni kimsesizliğin en soluksuz mabedinde yakaladım...
Gözlerim intikam fermanını dillendirirken nerdeydin? Söyle! ve duyur içimin sessizliğine…
Ahura bir kalbin en dik kulvarında ask hali…
Kelamsız seslerimden bir kimsesizlik...
Seni içimin tenhasına s/akladım...
Soğukların ayaz yani keserken ensemi yüreğimin çarpıntılarında volkanları patlatan sen/sin...
Sesindir geceleri çığlıklarını duyuran kulaklarıma.
Paslı gölgeme dikilen hayalinde beyazlattığım düşlerimin en kalabalığında...
Sen ahura...

Ahura sen iste en bedbaht yanımla beni hükümdarların tahtına oturan ask!
Gözlerimi dik en çıkılmaz sancılarına ‘’sana acı çekmek seni bulmaktır…’’
Seni bulmak ise cennetine dalmaktır...

Bir düse sevdalanmak bu kadar mı zor?
Bir yüreği yakmak bu kadar mı kolay?
Enkazlar altına bırakıp giderken sildiremedim adinin bas harfini alfabemden...
Ve hep kendimi paraladım dört duvar arasında nikotin kokulu gecelerde balçıkla sıvadım
Bıçak sırtı yaraları...
Yüreğimin en tenha kösesinden çıkarıp atamadım...
Kırık dökük düşler gibi yağmalanmışım vurmuşum kendimi olası kimsesizliğime...

Kaç nefeslik ömürsün ahura?
Aslıma suret düş/tün...
Sükûnetindeyiz gecenin, ay ışığı tanık olsun mahşer-i sessizlikteki dalgınlığımıza...
Geceden düşmesin hicran sularımıza...
Terk-i diyar eylesin nöbetlerimiz...
"Bana "sen"den başka söyleyecek tek kelam bırakma!"
Zemheride Zühre ol katran karası karanlığıma...
Güneşin ve ateşin çocukları adına ahura yağmalanmış gülüşleri sil yüzünden...
Islanmasın kirpiklerin...
Değmesin göz uçlarına hüsran...
Değerse felaket olur ahura...

Bildim; adının kutsallığında birbirine değmeyen kim/sesizligi...
Hiç kimse oldum, her şeye benzedim; bir ben olamadım sevdanın karanlık dehlizlerinde...

 

onbeş mayıs

Hêvi ZAYCI

8/5/2008

Hüzün Paronlari...

Günlerdir sayıklıyorum karanlık kuytu bir kösede. Karabasanlı gecelerde tek gerçek oluyor suskunluğum... Susuşum; bir intihara yeltenir gibi. Suskunluğumun öksüzlüğünü dillendiriyorum usulca.
Büyüdükçe uzaklaştım. Uzaklaştıkça kendimi gömdüm kuytulara...

 

U/mutsuzluğa adim, adim yaklaşıyorum zaman tünelinde. Beynimin labirentinde çırpınıyorum... Soluksuzum... Ölümüm soğukluğu simdi $ah damar kadar yakın bana ve ben uzağım kendime...

Apansız odama süzülen karanlıklar hüküm giydi... Gecemi sari bir keder sarıyor.Odam rutubet sanırım içime hüzün kaçmış.Biraz sen...biraz ben...Sana d/üşerken t/uzak yamaçlara yakın düşler koruyorum coğrafyamda.

 

Birazdan güneş siyaha çalacak.Ellerimdeki yalnızlık bağdaş kuracak vuslata dem düşmüş ayrılık paronlarına...Baharı olmayan takvimlerin sararmış sayfalarında acuze bir intihar süsü verdim..Ömrüme nakıs ettim çığlıklarımı...Islak çocukluğum satir aralarında...Ve birlisin ey adi yâr olan öksüzlüğümü...

Gün batimi izle/rken dilsiz ayrılıklar ezberledim günceme dipnot düşerdim...Çalan can sesleri birer yalnızlık abidesi.hüznü buruk/ürkekti masumiyetinin.Duada nakıs ederken adini kelimelerim üşürdü...

Ah bir iç kanamadır geçirdiğim beyhude bir düş dür kayıpsızlığım....Acıtmayın! ne olur daha büyümedim...Derin bir hüzündür içimde deliren.Bir bilsem yakarışlarını kaç gece ölüp kaç gece dirildiğini.Kayıp bir mülteci gibi sere serpildim ömrümün gel-gitlerinde kentsizliğime diz üstü düşüyorum...

 

Ah su zamanın zamansızlığında talan olmuş ömrüm... yorgun düştüm yine kentsizliğime...

Kanıyorum kalıyorum...

 

Soluksuzum...

Kan ter içinde

Kanımın ilildiğini hissediyorum sağır bir gecede

Susuyorum...

Susuşları öldürdüğüm bir gecede;

Düşüyorum duman altında kalmış umutsuzluğuma

Kanıyorum yâr'dan kalmış bir yârayla...

Sonra

Derin bir nefes alıyorum

İçime akıtıyorum cümlelerimi

Ateşin merhameti/suyun rahmeti adina...

27/4/2008

Sessizce Bakinalim Kör Karanliklara...

Bir ah ile baslayalim kanamaya
toplu bir intihara yeltenir gibi
sessizce bakinalim kör karanliklara
nasilsa her ayrilik bizi bulur diye
vuralim kendimizi kentsizligimize
kalalim öyle...
Saralim tüm hükümlü duygularimizi ve kanamaya baslayalim viran/sehir'den hakkari`ye dogru
akitalim sonra tüm umut denizlerini bakislarinda hüznü tasiyan cocuklara


//.
Doktorculuk oynayalim sonra bir süre
beyazlara bürünelim
ve tüm kirli sokaklari arindirmak adina
annelere ümit serpistirelim...
gökkusagini tanitalim duman alti magaralarda kala -kalmis canlara...


///.
En son boyaci olalim.
tüm kentleri bastan sona kuralim
kirmiziyi cikartarak icinden
dogayi yeniden kuralim...

 

22/4/2008

Kanayan Yaralardan Dirildim...

İçimde üreyen çocukluğumun masumiyeti yok artık.
Aykırı aynalarda asılı gençliğimi arıyorum uzun semah’larda.
Yitirilmişti oysa umuda ramak “kalalarda” düş düşkünü çocukluğumuz.

Titrek ve ûryan adımlarla teğet geçen yalnızlıklarda…
Acı(y)dı…
Acı(y)dı sonra uzaklaştı coğrafyamdan.

 

Ve bir coğrafyanın hüznüne bürünüyorduk bütün renkleri…
Kahır deminden geçiyorduk bedbaht olmuş son geçmişiyle…
Boğazımda düğümlenen karanlıklarda

 

Sensiz düşüyorum yaralarıma.

 

Sensiz düşen düşlerde savruluyorum.
Yaban düşler kuruyorum aykırı aynalarda.
Bu yüzden yabancılaşan zihnimde
Tasvirler arıyorum karanlık gölgende

 

Giderek çoğalan yalnızlıklar birikiyor ceplerimde
Ve ben fail-i meçhul cinayetler işliyorum, bir çıldırmışın hazin öyküsünde,
Yalancı zaferleri kutluyorum, anlam/sız/lığımda.

 

Yüzüm yanıyor yüzsüzlüğüme, bir parça nedamêt değiyor.
Yüzüme ilişen martı leşleri yamalı bir geçmiş
Oynar simdi yüzümün deltasında.

Öyle bir hüzün çöker.
Tüm bulutlar griye çalar…
Ve o an paldır küldür düşer avuçlarıma, zail olur tüm hüzünler…


Kahrın hükmettiği gece, isyana çağırıyor beni.
Göz kapaklarımda kadın çığlıkları…
Zulüm kendini efendisi sayar artık tüm zamanın… Kendimi vurgusu… Yanlış bir cümlede, bozguna uğramış bulurum…
"Kanayan yaralardan diriliyorum"…

 

Apansız kayboldun içimde, beliren deliliğin mabedine yaslanan ihtiyar hünerinde saklarken seni,
Kayboldun.
Şimdi hangi yolun merhameti kavuşturacak bizi?
Bilme!
Sakladığın her gün yüzüme bir çizik diye atıldı.
Artık yılların götürdüğünü, belirgin tutsaklığımda gözlüyorum. Gözlerinde buğulanan zihnim, yüzünü çizdiğim resim defterime, aklımın gelgitlerinde, paramparça sözler olarak döküldü.

 

Ve susacak zaman geldi, susayıp kanarcasına,
Bir ekmeğin nimetliğini savur düşlerime.
Umut diye açayım güneşi perdelerimden.
Duvarların soğukluğunda gölgelenen sloganlar belirsin nöbetlerimde. Haydi!
Kaçır içimdeki son treni.
Bu gece vardiyasında takıl peşine uykusuzluğumun.

 

Seni kıracak kalemin mürekkebine bulanayım.
Gözlerimi nöbetleşe ekilen çorak bir toprak olarak say.
Işığı kaybolmuş sesimin, ışıksız saatlerinde, dağlarımdan, şehrimden izle günün yitirilişini.
Bir Mezopotam'yalının kahrını dola saçlarına
Gözlerine sürme diye çek geceleri.

 

Ey tutukladığım sözün peşine düşmüş karartı!
Korkularımın gerçeğini gör,
Gör artık!
Sözün peşine düşmüş karartı içimin gecesinde
Bir şiir diyor bir hüzün, bir ölüm diyor…
Korkularını gör işte, bilmediğim sesin değil..

 

Bu saatte ardına düştüm! Kanayan yaralardan dirildim…
Beni sar bütün deliren kanayışların
Derman olsun aşkın derdimde.

 

 

 

19/4/2008

Her Yazi Yüregime Bir Ihanet...


Söylerken ezgin
dolar gözlerim,
takılır zamana,zaman gidişine…
bir dönemeç boyu donuk bir hale çekerim içime
son bir yudum alırmış gibi sigaradan
zamana isyanlar yağdırırım
kalemimi sana yorarım
/Sonra
ne bir deniz gelir senden kurulu sevdama
ne de bir balıkçı ağı
deniz fenerleri de yok sevdamın.
Kanayan bir anadan aldığım bir yürek
toprağımdan aldığım hasret
ve senden hediye bir gel-git…
Gelişin kadar keskin ve hızlı olmuştu gidişin
ben gel-gitinde kalırım kanlı mayınlar ortasında
sana yorulan her söz yüreğime ihanet
sana duyulan her hasret,toprağıma utanç
yere düşen her göz yaşım saklanır
içimin cümleleri üşür
vurulurum, vurgunu oldugum hasretine
düşerim bir zaman
kanarım durmadan...
Ardı sıra şiirler dizerim
içinde hep sen olan
her yazı bir ihanet gibi saplanır içime
içim yalvarışlardadır.
Rüzgarlar kokunu getirsin diye bana
sen ters yönde gidersin...
Her şeyine eyvallah!
Sevdiğim…

Senden sonra cümlelerin gelir satırlarıma
satır aralarındaki yanlızğıma
kirpiklerimden düşmeye başlar
sen konuş, ben susmaya müsaitim.
Düşerken yanıbaşıma yokluğun,
vurulurum…
Vurgun yanımla
ihanetin mazereti olmaz sevdiğim
tenime yapişan ihanetti şimdi
ve hiçbir öykü acının rengini keşfetmezdi...
/Gece
soguk bir ölüm havadisinde
bir ananın doğum öncesi telaşıdır şimdi.
Hemen nasıl da yazdın
bin yıllık veda hutbesini?
Şimdi var git yoluna,
kendi yurduna
daha fazla acıtmadan beni,
var git!
Her şeyine eyvallah!
Sevdiğim…