« Önceki |

15/12/2008

Erdal Eren


Image Hosted by ImageShack.us
Ölümüyle karanlığı aydınlatan yiğit bir devrimci “Bir gün, mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak, sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru kararı verecektir!” Erdal Eren İnsanlar yaşadıkları hayatı, içinde bulundukları düzeni ne zaman ki sorgulamaya başlarlar, sömürüldüklerinin, ezildiklerinin farkına varırlar. İşte o zaman baskı ve zulüm bin kat daha artar. Ne zaman ki iktidara karşı bir muhalefet oluşur ve yükselir, işte o zaman sermaye iktidarı faşist kimliğini açıkça ortaya koyar. Ne yapacağını bilemeyenler kuyruklarını kurtarma derdine düşerler. Akla hayale gelmeyecek baskı, zulüm ve işkence araçları bulurlar, sindirme politikası uygulayarak devrimci güçleri dizginlemeye çalışırlar. Katil yüzlerini gösterirler, kitlelere katliamlarıyla nasıl cellatlar olduklarını gösterirler. 12 Eylül askeri faşist darbesi işte böyle bir dönemde gerçekleşti. Sermaye iktidarı, kokuşmuş düzenini korumak için bütün güçlerini harekete geçirdi. İnsanların içindeki devrim ve sosyalizm ateşi her zamankinden daha kuvvetli yanıyordu. Bu ateş düzene korku salıyor, kitlelere umut veriyordu. Ancak faşist sermaye iktidarı boş durmuyor, devrimci hareketi sindirmek için elinden geleni yapıyordu. O dönemde birçok devrimci sokaklarda, eylemlerde, gözaltında katlediliyordu. Bazıları da göstermelik yargılamalarla tutuklanıyor ya da infaz ediliyordu. Bunların en iğrenci, daha 17 yaşındayken idam cezası verilen Erdal Eren’in katledilmesidir. Erdal Eren’in, çocuk yaştaki bu yiğit ve onurlu devrimcinin katledilebilmesi nasıl gerçekleşmişti? Ankara’da yazılama yapan devrimci bir genç, ODTÜ Öğrencisi Sinan Suner, 30 Ocak 1980 günü bir faşist koruma polisi tarafından katledildi. Kurşunlanan genç devrimci saatlerce polis otosunda gezdirildikten sonra, cansız bedeni hastahaneye bırakıldı. Genç devrimciler 2 Şubat’ta olayın gerçekleştiği yerde bu katliamı kınamak için bir araya geldiler. Yapılan gösteriye müdahale eden askerlerle çıkan çatışmada bir er öldü. Gösteride aralarında Erdal Eren’in de bulunduğu 24 genç gözaltına alındı. Ölen erin katili Erdal Eren seçildi. Tarihin en kısa yargılamalarından biri gerçekleştirildi ve 19 Mart 1980 günü Erdal Eren idam cezasına çarptırıldı. Hiçbir delil ve tanık yoktu. Gerçi mahkemenin böyle şeylere vakit harcayacak zamanı da yoktu, gerek de duymuyordu. Erin ölümüne neden olan mermi bir tüfekten çıkmıştı. Oysa Erdal Eren’in üstünden sadece bir tabanca çıkmıştı, ayrıca tüfeği olan bir gösterici de yoktu. Göstericilerin hepsi askerlerin önünde olmasına rağmen er arkasından gelen bir mermiyle ölmüştü. Mahkeme bu kadar basit bir olayı inceleme gereği dahi duymamıştı. Çünkü, yükselen toplumsal muhalefeti sindirmenin yolu gözdağı vermekten geçiyordu. Ancak bir güçlük vardı idam cezasını verebilmek için. O da Erdal Eren’in 17 yaşında olmasıydı. Bunun da çaresi hızl bulundu ve mahkeme kararıyla yaşı büyütüldü. Yargıtay’ın kararı iki defa bozmasına rağmen, Daireler Kurulu kararı uygulamakta kararlıydı. Artık geriye idamın uygulanması kalmıştı. Bu genç ve yiğit devrimci onurlu ve başı dik bir biçimde çıktı darağacına... Babasına yazdığı mektupta pişman olmadığını, doğru olanı yaptığını haykırıyordu. Bütün devrimcilere yol gösterdiği gibi babasına da yol gösteriyor ve şunları yazıyordu: “Yapılması gereken tek ve doğru şey, acımızı öfkeye dönüştürerek onların bıraktığı yerden yürümektir.” Yaşam uğruna ölümü göze alan bir devrimci olan Erdal Eren’in ölümünün nedeni ne bir suç işlemesidir ne de içindeki gençlik heyecanıdır. O daha güzel bir dünya düşlediği için, insanlığın çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tuttuğu için, dünyayı değiştirme gücüne sahip olduğunu gördüğü için, devrimi ve sosyalizmi hedeflediği için katledilmiştir. Yaptıklarıyla ve ölümüyle karanlığı biraz daha aydınlatmıştır. Aydınlatmaya da devam etmektedir. Halil Manap’ın da şiirinde dediği gibi: “ardında bıraktığın bir bayrak olacak ölümün okyanuslarda köpüren dalgalara karlı dağ zirvelerinde çığlaşan şarkılara ve dalga dalga çoğalan milyonlara bir selam ver çeliği eriten iradenle...” Erdal Eren katledilmiştir ancak ölmemiştir, ölümsüzleşmiştir. Bir selam değil binlerce selamlar vermiştir. Ailesine yazdığı son mektupta kendisinin ölümüne üzülmemelerini söylerken şunları da eklemiştir: “... Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.” Kendi ölümünün ne ifade ettiğini çok iyi kavrayan Erdal Eren’in anısına sahip çıkmak biz genç komünistlerin görevidir. Onun da dediği gibi, onu yaşatacak olan bizleriz ve onu mücadele alanlarında yaşatmalıyız. Kızıl bayrağımızın kanını daha da kızıllaştıranlara selam olsun! Selam olsun dövüşerek düşenlere! Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!

yanuslarda köpüren dalgalara karlı dağ zirvelerinde çığlaşan şarkılara ve dalga dalga çoğalan milyonlara bir selam ver çeliği eriten iradenle...” Erdal Eren katledilmiştir ancak ölmemiştir, ölümsüzleşmiştir. Bir selam değil binlerce selamlar vermiştir. Ailesine yazdığı son mektupta kendisinin ölümüne üzülmemelerini söylerken şunları da eklemiştir: “... Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.” Kendi ölümünün ne ifade ettiğini çok iyi kavrayan Erdal Eren’in anısına sahip çıkmak biz genç komünistlerin görevidir. Onun da dediği gibi, onu yaşatacak olan bizleriz ve onu mücadele alanlarında yaşatmalıyız. Kızıl bayrağımızın kanını daha da kızıllaştıranlara selam olsun! Selam olsun dövüşerek düşenlere! Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!

alinti...

On yedisinde idam edilen Erdal Eren'i Saygiyla aniyoruz...

9/11/2008

-Mor bir demin karanliginda infaz edildi gülüsleri-

-Mor bir demin karanliginda infaz edildi gülüsleri-

Ücten dört eksik, dörtten bir fazla yorglugum vardi ceplerimde

Toy'du bakislarim

Bir cocugu andiracak kadar ürkekti / masumdu

Henüz onyedi'sinde bir servunceydim (z)amansiz surlarda

Kimliksiz ve cograyafsiz...

 

Icimdeki daragacina infaz edilirken üc'e sustu zaman, dört'te durdu dem.

Yinede durmadi kudurmus cellatlar

Yinede susmadi beyaz yüzlü beyler

Uniforlarin arkasinda (s)akladilar  azgin yüzlerini

Adina bakmadan kirdilar kalemlerimizi...

 

-Söylemeye ne hacet, bakislariniz birer katliyam abidesi-

Varliginiz araf'ta kalmis bir cellat

Kirli ellerinizle ölüyoruz

Öldürülüyoruz

Kirliydiniz !

 

Erdal EREN anisina...

 

06.11.08

Hêvi ZAYCI

3/11/2008

Susuşlarımda Kaldi

Susmalarimda kaliyor yarali bir yürek

hüznün buruk sancisidir simdi icini kemiren

hic iyilesmeyecek bir yaranin sizisi

Yüregim;

marti ciglikliklarinda titrek bir ses

ölü kuslarin haykirislarinda bir sus

sessiz bir agitta yasak bir dil

yitirilmis bir türküde yüzünün yitik cografyasi

soguk ve kesik

ihtilaller kopuyor yüregimin cografyasinda

ellerimde acinin her rengi

tel tel olmus annemin kesilmis örgüleri gibi

Yüregim;

acinin soluk renginden bir tül simdi

bir matem sariyor sessizligi

soguk ve ûryan bir haykirisla boguluyor kent...

02.11.08

 Hêvi ZAYCI

27/10/2008

Ya ku nikarim qîr bikim

Vê gavê bi tikû tenê me, di kolanên şil û teng yê bajêr de,
Mina ronî û kevirên kolanê sare cendenkê min…
Di dilê minde agirekî geş
Gur bi gur dişewitîne di qewirîne
Tevayî kolanên ku dibihurim tune dibin di şopên piyê minde..
Biqasî tenê/buna xwe dikevim/serma dikim..
Û biqasî tenê/bûna xwe dişewitim.


Li cihekî jiyanê aliqî dilê min, dema kû bi nayênegotinên nava xwere pev diçim, şûnwarên
dûrî te di/kevim…xemên li gor demsala xwe dikevin ber serê min… biqasî hilmekî nêzîk…
Di siya min de şopên te hene hatine lêdan… xemên wêrankirî berhev dikim li aliyê xwe yê
çepê…

Çend aliyên minjî ku dirizin hene nizanim di vê jiyana minî aloz de…birînên xwe yên bi xwîn
pîne dikim/lê digerim…tevayî bêdengî ji dema ku pêkenê wan di hewldana xwekujiyê dene vekişiyane heznê. Li ser keleha xwe biqasî ku hawara min derkeve min xwest bêdeng bimînim… Min nekarî qîr bikim
Di şeva ku bê te mam de, dengê kiz yê hilmsitandina min di tarîtiyên te de man û tû di nava min de wekî bibihûrekî bihurî…biqasî ku bi xewnekê ve xwe bigre xwe pêve girt dilê min. Di kefa destê min de xetekî jiyanê ya şikestî, yên şûnve mayî jî şopên wê…

Dibe kû şopên wê di dilê min de şikeft. Dîsan jî diêşêne tevayî xeman.
Di rêvingiyên navbera bajaran de veciniqînên di berîka min de hatin dardekirin… min nekarî bibînim…bangkirinên minî bê nasname di nava rondikên du dayikan de çikiyan, min nekarî derxînim… bexteweriyekî derengmayî bû hawara min, min ne karî qîr bikim…
Min carê li bircên bajêr da, Bajar; kor, ker, lal û ez jî bêteme, bê nasname.
Pêkenînên dawî yên ku di turikê minde mayî radixime rêkên bajêr…

Bajar!
Bêhle birijênim birînên xwe,
her kû dimînin, rayekî pûç davêje cendekê min
bila xem nekeve nava zîndariya minde
bêhle bila xwîna min biherike di bircên te de…

vaye di xewnên mijokî de piştî erdhejê xirbeyan berhev dikim… kîme… liku me
nizanim…peyvên reş berhev dikim di tûrukê xwe yê rêkê de…hûndanebûna min tenê hevraziyê navbera dû kolanan bû…û kêliya ku xwe kiribûn rengê evîndariya hevdû de jêbirin tevayî şûn piyê min…
Guhên min şahidên komkûjiya wan sitranên wêranin, yên ku min di dengê te yê kelogirî de godar dikirin. Sersemiya asayîbûnê, di gotinên xwe yên ku ji lirêbûnê derketî radixime bircan.
Derûnê min dixwaze pêkenan yek bi yek li çarmixê bixe û tevayî peyvên minî mehkûm yên ku di nihênîbûna nava min de hawarî te dikin azad bike…dixwazim girtîbuna di porê min de hatî destgirêdan bireşênime çiyayên xwe…Lê ji aliyê minî mişextî û mehkum lêdanê dixwe hêviyên min…Dîsan dimînime di nîvê holên bi xwîn de…
Hîn jî di nava peyvên minî ku min qîr nekirî deye…

5 Tebax
Hêvî
Wergêr: Agirî Soran

25/9/2008

Kan Susturdu Ölümleri

Ölümler düştü payımzıa
kahkahalar atarken
kan içtik şarap niyetine
korkmadık,
cesurduk,
yalanlarımızla

Susadık;
susmuş yanlarımıza
doğmamış sancılara inat
çözdük dilimizdeki kasveti
kan kustuk ölümlere
ölümler biriktirdik yol heybemize

Yandı;
seher vakti çığlıklar
üşüdü sevdalar
mühürlendi dudaklar
sırra kadem bastı ihanetler


Delirdi düşler
infaz edildi gülüşler
yakıldı umutlar ekim sabahlarında
ölüp ölüp dirildik sokaklarda

Sonra;
dirildik cüzzamlı kentlerde
bir türkünun nakaratında
yaktık isyan ateşlerini
savurduk doruklara
ateş oldu su'da
su'ya yazdı ihaneti
nehirlere aktı çığlıkları
kan susturdu ölümleri...


Hêvi ZAYCI